AMR’yi azaltmak için ineğin bağışıklık sistemini güçlendirmek

Süt ineği hastalıkları üretim kayıplarına ve ölümlere yol açarak çiftçilerin kârlılığını azaltabilir. Gebelik ve laktasyon döngüsü boyunca, yüksek verimli süt inekleri metabolik stres riskini ve bunun sonucunda sağlık ve üretim üzerinde olumsuz etkileri artıran çeşitli zorluklarla karşılaşır. Sektör uzun bir süre boyunca çeşitli hastalıkları çözmek, ölüm oranını düşürmek ve performans sorunlarını en aza indirmek için antibiyotiklere bel bağlamıştır. Günümüzde bu artık mümkün değildir.

Artan dünya nüfusuyla birlikte, özellikle sürdürülebilir ve güvenli bir şekilde üretilen gıdalar olmak üzere, yeterli gıda sağlamak büyük bir zorluk haline gelmektedir. Buna ek olarak, tıpta etkili olan ve giderek azalan antimikrobiyallerin mümkün olduğunca uzun süre korunmasına yardımcı olacağından, tüketiciler antibiyotiksiz yetiştirilen hayvanlardan elde edilen sağlıklı gıdaları giderek daha fazla talep etmektedir. Bu nedenle, günümüzde antibiyotiklere karşı artan bakteri direnci – hayvansal proteine yönelik artan taleple de bağlantılı olarak – tarım sektörünü daha sürdürülebilir ve güvenli sığır ürünleri üretimi arayışına zorlamaktadır.

Hayvan sağlığı ve refahının sağlanmasının yanı sıra antibiyotik kullanımının azaltılması, dünya çapında farklı paydaşlar için kilit bir konudur. Antibiyotik ihtiyacını azaltan ve hastalıkları önleyen/tedavi eden alternatif yaklaşımlar önem kazanmaktadır. Daha etkili bir bağışıklık sistemi oluşturmaya odaklanmak bu hedefe katkıda bulunabilir. Beslenme stratejileri, bağışıklık sistemini güçlendirerek antibiyotik kullanımını en aza indirebilir ve sürdürülebilir ve güvenli gıda üretimini en üst düzeye çıkarabilir.

Tartışılmakta olan antibiyotikler

Antibiyotikler, süt sığırları da dahil olmak üzere günümüz hayvancılığının ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir. Son zamanlarda, hayvansal üretimde  gelişigüzel antibiyotik kullanımı, dünya çapında hükümetler ve tüketiciler tarafından eleştirel incelemeye tabi tutulmuştur. Antimikrobiyal direnç (AMR), insanların ve çiftlik hayvanlarının sağlığı ve refahı için bir tehdit oluşturmaktadır (Laxminarayan ve ark., 2014). Buna bir yanıt olarak, birçok ülke çeşitli düzenlemeler ve endüstri kılavuzları aracılığıyla hayvancılıkta antibiyotik kullanımını azaltmaya öncelik vermektedir.

Süt sığırlarında hedefe yönelik antibiyotik tedavisi

Sütçülükte antibiyotiklere en büyük ihtiyaç, plasenta atılmaması, mastitis ve metritis gibi hastalıklar içindir. Uygulandıklarında, süt üretimi üzerinde büyük bir olumsuz etkiye sahiptirler. Antibiyotik uygulandığında, inekten elde edilen süt, süt tankından ayrı olarak toplanır ve işlenmez. 1969’dan beri standart öneri, inekleri kuruturken antibiyotik kullanmaktı. Ancak bu eski alışkanlık  muhalefetle karşılaşıyor. Örneğin Hollanda’da, kurutma sırasında önleyici antibiyotik kullanımı 2012 yılında yasaklanmıştır. Bugün, çiftçilerin sadece mastitis gelişme riski yüksek olan ineklerde antibiyotik kullanmasına izin veriliyor; buna kuru dönem inek tedavisi deniyor. Burada, meme iltihabında kabul edilebilir bir artış ile antibiyotik kullanımının azaltılmasına yardımcı olma arasındaki sınır noktası, düveler için 150.000 hücre/ml ve multipar inekler için 50.000 hücre/ml somatik hücre sayımında, kuruya çıkarmadan en fazla dört hafta önce ve son süt kaydında bulunan sayı olarak kabul edilmektedir.

Mastitis, klinik mastitis ile ilişkili rahatsızlık ve maliyetlerin açıkça görülebildiği, süt hayvancılığındaki en pahalı ve tekrarlayan hastalıktır. Bununla birlikte, subklinik mastitis vakaları (somatik hücre sayısı yüksek olan inekler) en büyük kayıplardan (örneğin süt üretiminin azalması ve para cezaları) sorumludur. Yine de dünya çapında mastitisle mücadelede büyük miktarlarda önleyici ve iyileştirici antibiyotik kullanılmaktadır. Bu antibiyotik kullanımını ve buna bağlı olarak antibiyotik direncini azaltmak için ineğin bağışıklık sistemini desteklemeye odaklanmak çok önemlidir.

İki stresli dönem

Hayvan sağlığını ve üretimini etkileyen birçok faktör (genetik, çevresel stres faktörleri, beslenme, metabolik durum ve bağışıklık sistemi) birbiriyle etkileşim halindedir ve bir eylem planı belirlemeyi zorlaştırır (Şekil 1). Tüm hayvanlar gibi süt inekleri de zorluklara (davranış değişikliği, fizyolojik adaptasyonlar veya bağışıklık sistemini aktive etme) yanıt vermek için doğal öz düzenleme mekanizmalarına sahiptir. Bu tepkilerin arkasındaki mekanizmalar enerji gerektirir ve üretimi etkiler.

Şekil 1: İnek sağlığını ve üretimini etkileyen faktörler (Bronzo ve ark., 2020)

Yüksek verimli süt inekleri, tüm üretim döngüsü boyunca çeşitli zorluklara maruz kalmaktadır; bunların başında kuruya çıkma dönemi ve buzağılama/laktasyon başlangıcı gelmektedir. Bu dönemlerle karşılaştırıldığında, geçiş dönemi dışındaki çevresel ve metabolik stres faktörlerine (örn. ısı stresi, asidoz, mastitis) verilen tepkiler, inek pozitif enerji dengesinde olduğu ve daha az bağışıklık baskısı yaşadığı için daha düşük olumsuz etkilere sahip olma eğilimindedir.

MastitIS birincil tetikleyicidir

Daha önce de belirtildiği gibi, mastitis küresel bir sorundur ve çok fazla antibiyotik kullanımına neden olmaktadır. Meme bezine odaklanıldığında, yeni enfeksiyonların yaygınlığı en çok kuruya çıkma döneminde ve buzağılamadan sonra görülür. Tahminler, tüm yeni enfeksiyonların %60’ından fazlasının yalnızca kuru dönemden kaynaklandığı yönündedir. İnekler kuruduğunda, çoğu çiftçi aniden süt sağımını durdurur. Bu da meme dokusunu strese sokarak enfeksiyonlara karşı daha hassas hale getirir. Süt üretimi hala nispeten yüksek olduğundan, süt sızıntısı riski artar ve memedeki basınç artar, böylece meme başı girişi kuru dönemin ilk günlerinde açık kalır. Bu, bakterilerin memeyi enfekte edeceği ve (sub)klinik mastite neden olacağı zamandır. Lokal antibiyotiklerin uygulanması veya bir antibiyotik ile meme ucu sızdırmazlık maddesinin kombinasyonu enfeksiyonların önlenmesine yardımcı olabilir.

Kuruma dönemi ile başa çıkma

Enfeksiyon için en hassas dönem buzağılama dönemidir. Hayvanın doğum yapmasını ve süt üretmek için gereken enerji ve besin gereksinimlerindeki değişimle başa çıkmasını sağlamak için karmaşık süreçler gerçekleşir. Bu durum genellikle bir enerji dengesizliğine yol açar. Buzağılama döneminde enerji eksikliği asla önlenemez ancak bu eksikliğin seviyesi sınırlandırılabilir. Gebeliğin sonundaki hormonal değişiklikler nedeniyle, buzağılama dönemi bağışıklık sisteminin baskılanmasıyla ilişkilendirilir (Şekil 2) ve bu da onu enfeksiyonlara karşı daha hassas hale getirir. Daha sonra bağışıklık tepkisini optimum performansa yükseltmek için çok fazla enerji harcanır. Aktive olmuş bir bağışıklık sistemi günde 2,16 kg’a kadar glikoz tüketimine neden olabilir (Stoaks ve ark. 2015), bu da 31,5 kg süt üretmek için kullanılan glikoz miktarına karşılık gelir (Reynolds, 2015). Bu da süt üretiminde önemli bir düşüşe neden olacaktır.

Şekil 2: Buzağılama döneminde artan enfeksiyon baskısı

Emzirmeye zor bir başlangıçla başa çıkma

Optimal olmayan bir laktasyon başlangıcı, laktasyonun geri kalanını etkileyecek ve daha düşük yem verimliliğine, düşük doğurganlığa, hastalıklara yatkınlığa vb. yol açabilecektir. Aslında, daha yüksek itlaf oranlarının nedeni genellikle optimal olmayan bir geçiş döneminden kaynaklanmaktadır. Bu nedenle, birçok inek otomatik olarak doğrudan veya dolaylı olarak antibiyotiklerle tedavi edilmektedir. Bu yaklaşımın amacı, buzağılama döneminde bağışıklık sisteminin düşmesini engelleyerek ineğin üretim performansına harcayabileceği enerjiden tasarruf etmesini sağlamaktır.

Direnci arttırmak: Bağışıklık sistemini güçlendirmek

Bağışıklık sisteminin stres zamanlarında etkili olması gerektiği açıktır. Patojen ve bağışıklık tepkisi arasındaki etkileşim enfeksiyonun etkisini belirleyecektir. Normal bir durumda, iyi işleyen bir bağışıklık sistemi ile inek vücudu patojenlere karşı savunabilir. Antibiyotikler enfeksiyon baskısını azaltmaya yardımcı olduğundan, bunların değiştirilmesi sıkı bir patojen önleme stratejisi gerektirir. İyi bir strateji, iyi bir yönetim ve beslenmenin yanı sıra fonksiyonel yem bileşenlerinin (FFI’ler) ve katkı maddelerinin dahil edilmesi anlamına gelir. İyi bir karaciğer fonksiyonuyla birlikte bağışıklık sisteminin etkinliğini desteklemek ve besin girdisi ile besin çıktısı (yani süt üretimi) arasındaki boşluğu en aza indirmek için en uygun koşulları yaratmak.

Agrimprove, hassas geçiş dönemindeki ineklerin desteklenmesinin gerekliliğine inanmaktadır. İnekleri sağlıklı tutmak ve süt üretimini desteklemek için çalışır. Bağışıklığı iyileştirme ve bağırsak sağlığını desteklemeye yönelik bu kombine geçiş stratejisi, antibiyotik ihtiyacının güçlü bir şekilde azalmasına katkıda bulunur ve daha yüksek kârlı, daha dayanıklı ineklerle sonuçlanır; süt üretimini daha sürdürülebilir, güvenli ve kârlı hale getirir.

Sonuç

AMR konusunda artan farkındalık nedeniyle antibiyotiksiz sığır ürünlerine geçiş devam edecektir. Bu yeni ortamda başarılı olmak için, süt sığırlarının verimli, sürdürülebilir ve güvenli bir şekilde üretim yapma ihtiyaçlarını anlamak önemlidir. Agrimprove, yüksek verimli süt ineklerinin genel bağışıklık durumunu artırmaya odaklanarak, sizinle birlikte daha az antimikrobiyal kullanımıyla daha uzun ömürlülük için çaba gösterebilir.

Your Agrimprove expert

Jannemieke Gieling – van Avezaath
Category Manager Cattle

Stay up-to-date

Would you like to be kept informed of our latest developments? Register here and stay up to date.

I'm interested in(Gerekli)

Agrimprove can store and use my personal information to respond to my request, as stipulated in the privacy policy.

Bu alan doğrulama amaçlıdır ve değişiklik yapılmadan bırakılmalıdır.